19 Haziran 2014 Perşembe

Kader (Zeki Demirkubuz)



Kader, yönetmenin ikinci filmi Masumiyet’te (1997) tanımış olduğumuz iki karakterin gençlik öyküsünü anlatır. Bekir, Uğur’a aşık olur. Uğur da başı hep belada olan Zagor’a.
Zagor, iki polisin öldürülmesi olayına karışıp tutuklanır. Bu olay, başlangıçta Bekir için bir umut gibi görünse de, bu acımasız aşkın peşinde yıllarca sürecek amansız bir hastalığın başlangıcı olacaktır. Bekir, üçüncü sınıf otel odalarında, esrar alemlerinde, taşra pavyonlarında Uğur’un inatçı bir köpek gibi izini sürecek, üç insan arasında yaşanan bu tuhaf aşk, acıyla, yoksullukla, gözyaşıyla ve kötülükle büyüyecektir.

Festivaller ve Ödüller

  • 2007 Uluslararası İstanbul Film Festivali (Türkiye): En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Ufuk Bayraktar), FIPRESCI Ödülü
  • 2007 Ankara Uluslararası Film Festivali (Türkiye): En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Vildan Atasever), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Müge Ulusoy)
  • 2007 Nürnberg Film Festival (Almanya): En İyi Film
  • 2006 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali (Türkiye): En İyi Film, En İyi Genç Yetenek (Ufuk Bayraktar)


Benim film hakkındaki görüşlerim;

Geçişler çok keskin ve alışılmadık. Ama sahneler çok etkileyici ve gerçekçi. Aslında hepimizi isteyeceği ama korkularından ötürü yapamayacağı her şeyi Bekir yapıyor. Garip bir şekil de Uğur ise aşkından Bekir gibi vazgeçmiyor. Aslında burada iki karakter var birebir aynılar ama biri daha çok acı çekiyor orası bir gerçek. Ama ikisi de çok fedakarlık yapıyor. Bence izlenmesi, bir çok insanın içinden fazlaca ders çıkarması gerektiği, aşkın veya sevginin nasıl fedakarlıklar gerektirdiğini gerçekçi bir biçimde anlatan hoş bir film. Filmde ise beğendiğim bir kaç repliği ve kareyi yazmadan edemem...

“bu amına koduğumun dünyasında herkes bir şeye inanır. ben de sana inanıyorum.”



geçen gece çocuk hastaydı, ilacı bitmiş, almak için dışarı çıktım, sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. birden durup dururken içim cız etti, bi baktım yine aynı karın ağrısı, öyle özlemişim ki seni.. dönerken bi meyhane gördüm, bi içeri girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu. arkasından en az dört cigaralık.. sonra gözümü bi açtım karşıdan karlı dağlar geçiyor, bi daha açtım başımda bi çocuk "kalk abi" diyor, "kars'a geldik".. otobüsten indim yürümeye başladım, dedim "allahım nerdeyim ben, burası neresi".. sonra güç bela burayı buldum, kapının önünde durup düşündüm, dedim "bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bi kere geçersen bi daha geri dönemezsin, iyi düşün" dedim, düşündüm.. düşündüm.. ama olmadı.. dönemedim. sonra "bak oğlum" dedim kendi kendime, "yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok kaderin böyle, yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi...

Zeki Demirkubuz'un en güzel özelliği filmlerinden hoş karelerin ekrana dökülmesi..
No comments

17 Haziran 2014 Salı

Ortadoğu'nun İncileri ; Azam Ali ve Niyaz


Azam Ali, İran’da hayata merhaba deyip, devrimden sonra İran'ı terk etmek zorunda kalmıştır. İlk gençlik yıllarını Hindistan’da geçirip daha sonra, müzikal bir eğitim almak amacıyla ABD'de Los Angeles’a yerleşmiştir. California doğumlu ve jazz sever bir perküsyoncu olan Greg Ellis’le, 1995 yılındaki "Master Musicians of Jajouka" konserinde tanışır ve "Vas" isimli grubu kurarlar. Vas adı altında ortaya çıkardıkları eserlere Narada isimli müzik şirketi sahip çıkar. Bundan sonra, grubun tüm albümleri ve üyelerin solo projeleri, bu şirket sayesinde dünya müzik marketlerine dağıtılır.
In The Garden Of Souls, grubun dünyaya ve evrene bakış açılarını çok iyi bir şekilde yansıtır. Özellikle Azam Ali imzasının geçtiği cümlelerde, new-age akımının etkileri ve doğu mistisizminin ağırlığı hissedilir. Tibet çalgıları, ud, çello, zil ve ritm sesleriyle bezenmiş müziklere, Azam Ali’nin büyülü vokali eşlik eder.
"Niyaz" ismiyle kurulan grup ise; elektro-sentez üstadı, Grammy Ödülüne aday olmuş Carmen Rizzo ve bir gitarviyol ve yaylı çalgılar üstadı olan Loga Romin Torkian, ki Axiom of Choice isimli enfes bir projesi-grubu olmuştur onun da, grubun diğer üyeleridir.
Ortaçağ latin bestelerini de seslendirdiği Portals of Grace isimli albümü 90’lı yılların sonuna doğru çıkmış, akabinde kurucusu olduğu VAS grubu ile çalışmalarına 2004’e dek devam etmiştir. çok sesli elektro-etnik müziğin en iyi örneklerinden birini icra eden Azam Ali, hem popüler dinleme zevkinin hem sanatsal kriterlerin doruğunda üstün ve özgün eserler üretmektedir.
Her çalışmasıyla Billboard’dan tam puan alan sanatçı, benzersiz vokalini neredeyse bir enstrüman gibi kullanmasıyla tanınmaktadır.
Hakkında wikipedia özeti budur diyelim kısaca hayatı böyle. Kendisini 2010 gibi tanıdım. Ankara'nın bir yağmurlu bir güneşli günlerinde dandik mp3 çalarımın baş şarkılarını kendi oluşturuyordu. Tabii o zamanlar cinayet, psikolojik romanlar okuyorken baya iyi gidiyordu sabahın altısında :) Ya ben pek yormadan sizi şarkılarından bir kaç tanesini size dinleteyim. Bu arada Azam Ali Niyaz, Vas gibi gruplarla da çalışmış ondan Niyaz dedim çünkü niyaz'da ortadoğu menşeili ve baya hoş.




En sevdiğim şarkıdır, anlamı da baya derin, türkça altyazılı olması cabası ..




bence bu kadar yeter daha fazlasını da rahatlıkla bulabilirsiniz :) İyi dinlemeler
No comments

Siyasete Giriş / Siyasetin El Kitabı

Siyaset - Andrew Heywood // 567 sayfa.

  •  İyi toplum nasıl bir toplumdur?
  • Ulusun globalleşme çağında bir geleceği var mıdır?
  • Seçimler demokrasiyi mi yoksa sadece baskı ve kontrolü mü teşvik eder?
  • Devlet/hükümet nasıl örgütlenir?
  • Devlet yapıları reforma tabi tutulmalı mıdır?
  • Neden bazı politik sistemler diğerlerinden daha başarılıdır. 

Siyasete giriş kitabı olarak ele alınabilecek bir kitap Siyaset kitabı. İdeolojileri, kuramları, kavramları ve dahasını bu kitaptan öğrenebilirsiniz. Bu kitabı İktisatçılar, siyaset bölümü okuyanlar, hatta kukukçuların bile ders kitabı olarak gördüğünü söyleyebiliriz.
         Kitabın arka kapağından kitap içeriği hakkında daha fazla bilgi vereyim.

"Siyaset büyüleyici ve heyecan verici bir konu, fakat, aynı zamanda, çağdaş devlet, siyaset felsefesi, uluslararası ilişkiler ve siyasal ekonomi gibi çok çeşitli konuları da kapsayan dev bir konu. Siyaset, konuya taze ve nüfuz edici bir yaklaşım sunuyor. Teşvik edici, kısa ve kavranabilir bir çalışma olarak, siyasetin incelemesine bir uluslararası perspektiften yazılmış gerçekten kapsayıcı bir kitap."
Kitabın içeriğini merak ediyorsanız alıp okumalısın ben şuan okuyorum bu yaz bu kitabı bitirmeyi planlıyorum... Kitap 35 lira ama Beyazıt'ta ki kitapçılardan 15-25 arasında bir fiyata alabilirsiniz :) İyi okumalar.


 
No comments

9 Haziran 2014 Pazartesi

Yine Mi Bölündük? Kutsallar ve Suçlamalar Üzerine.

Antropoloji biliminde bol bol kutsallık üzerine muhabbetler döner. Bayrakta bir çok ülke için kutsallık içermektedir. Benim için bu normal bir durumdur.Arkea toplumlarda dahi bir kutsallık mevcuttur. Bunun kökeni çok eskiye ve bir çok etmene dayanabilir. Örneğin totemler insanların doğaya anlam verme ve bir şükran ürünüdür diyebiliriz. Aslında tanrı olgusunun maddeleştirilmiş elle dokunur hale getirilmiş halidir.Galiba (tabi bu kesin değil) ilk kutsallaştırma doğa ile başlamış olabilir diye düşünüyorum. Ama insanın evriminde önemli olan yiyecek, besinde olabilir. Zamanla beyin gelişimi ile bunu bize sunan doğaya karşı bir kutsallaştırma başlamış olabilir. Neyse bunu yazıyı neden yazdığımı anlamamak güç değil. Malum son günlerde Lice'de kalekol yapımına karşı direnen halktan bir genç kurşunlanarak öldürüldü. Gerçekten çok üzücü bir durum. İnsanların böylesi şeyler için ölmesi vahim, beni de aşırı derece de üzen bir şey. Bu ülkede yıllardır insanlar öldü, ölüyor. Sağcısı, solcusu, kürt'ü türk'ü. Ne yazık ki çoğuda acı biçimde devlet eliyle ve karşılıklı grupların hesaplaşmaları ile öldürülüyor, katlediliyor. Şüphe yok ki bu durumdan en çok çeken Doğu'da yaşayan insanlardır. Bakın özellikle benim gibi batı'da yaşayan çoğu insan orayı anlayamaz ben doğu'ya hiç gitmemiştim, hatta hiç gitmek istemezdim, geçen mayıs ayında Mardin' de bulundum. Gerçekten güzel bir deneyimdi. Ama ondan öte üniversitede çok insanla tanıştım ve hikayelerini dinleme fırsatı buldum. Bu insanların çoğu zulüm görmüş, gerçek, inkar edilemez bir durum. Ancak benim Doğu'da yaşamış ve saldırılara maruz kaldığını iddia eden arkadaşlarım da oldu. Doğru olabilir, hatta doğrudur da. Bu insanların cahilliği, empati yoksunluğu vb. durumlar ile ortaya çıkan, tetiklenmesinde gördükleri zulüm ile intikam ve savaş duygusunun artması vb. şeylerle ilişkendirebilir. Bunları geçelim.

Gündemimiz yine yoğun.. Lice'de bir genç öldükten sonra cenazesi sonra olaylar çıktı, insanlar 'doğal' olarak arkadaşlarını öldürenleri, askeri, polisi, devleti protesto ediyorlardı. Bu esnada bilmem hava komutanlığında bir bayrak indirildi. Kendisi elbetteki Türk bayrağı idi. Gündem şimdi bununla baya baya meşgul. İnsanları böldü, aynı safta olan insanları ayrıştırdı ne yazık ki. Yeni okudum BDP bununla ilgili bir açıklama yapmış. Gerçekten tebrik etmek lazım, sağ duyulu bir açıklama olmuş. Buradan okuyabiliriz bunu.  Bence ihtiyacımız olan şey böyle bir açıklama. Artık bizi bir şeylerin sürekli çatışmaya, artık daha fazla insanın ölmesine vesile olacak şeylere sebep olmamalı. Bayrak indirme konusu da yanlış bir durum gerçekten. Ben bayrakların kutsallığına inanan bir insan değilim. Ancak bu demek değil ki tarihsel bir geçmişi ve insan bilincinde yatan kutsallaştırma aşkını yandısayamayız. Milliyetçilik akımı fransız devrimi ile gelen ve imporatorlukların yıkılmasında öncül bir yere sahiptir. Bu süreçte kutsallaşan ve insanları birleştiren bir kaç şey var. Bunlardan biri bayrak ve sözde ırk, ırkın arkasında etnik kökenler, kültürel farklılıkların oluşturdukları oldu. Burada da saygı duyuyorum.

Asıl konu ise bizim sürekli bölünüyor olmamız. Ülkede AKP iktidarını sevmeyen belli bir kesimiz. Ülkenin bir yarısın oluşturuyor neredeyse. Liberaller, komünistler, anarşistler, ülkücüler vb, farklı ideolojilere sahibiz. Bu da kaçınılmaz şeyleri getiriyor doğrusu. Çok çabuk bölünüyor ve toparlanamıyoruz. Gezi ile insanlar empati kurmasını başarıyorduk ki olan oldu. Üzüldüm böyle bir duruma ben açıkçası, ülkedeki bu kaosu siyaset çözmeli, şiddet değil. Ama sürekli bir iktidar faşizmi, ona karşı direnişteki şiddet iyice işleri karıştırıyor ve karmaşıklaştırıyor, yerel halkları özellikle bu 'çatışmaya' aşina olmayan Türkleri veya Kürtleri haklı direnişten uzaklaştırıyor. Ötesinde akp'nin eline bayrak kozu geçti şimdi adamlar bunu baya kullanacaklar. Ötesinde komik olan açılım ve özerkliği kabul edecek seçmen kitlesini bayrakla şahlandırabileceği. Bu nokta çok ilginç ve anlam veremiyorum. Ama sanırım bu insanların kitle psikolojisi ve cahilliği ile ilgili bir durum. Bu arada sürekli cahillik dediğimi de bakmayın insanları böyle cahil demeyi seven biri değilim. Burada anlatmak istediğimin daha farklı bir olay olduğunu vurgulamalıyım. Çünkü cahillik sadece kitlenin suçu değil.

Özünde olmasaydı iyiydi diyebileceğimiz bir olay oldu bu. Bayrak kutsalını Gezi'de iyi kullandık, kullanmaya devam edeydik eğer daha fazla başarılı olurduk. Bir de bir kaç kişi üzerinden insanları suçlamayı bırakmalıyız bu cidden çok iğrenç bir şey. Doğu'da olanları görmüyorlar şöyleler böyleler bu tarz şeylerle prim yapanlar var. Onlarında geçim kaynağı böyle bir şey olmuş.
No comments

Yeraltı (Zeki Demirkubuz)

Yeraltı filminden harika bir kare.
Yönetmen Zeki Demirkubuz'un son filmi Yeraltı 2012 yılında vizyona girmiş. Ülkemizin genel sorunlarından biri olan sinemaya ilgisizliğin kurbanıdır. Onur Ünlü gibi, Zeki Demirkubuz'un filmleri de hep bu sorunla boğuşmuştur. Ama bana kalırsa hayat gerçekliğini yalın abartısız anlatır. Bence her filmi izlenmeli. Ayrıca kendisi de baya hasta Beşiktaşlı'dır..

Film hakkında;

Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Engin Günaydın, Nergis Öztürk, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Murat Cemcir, Feridun Koç, Serkan Keskin, Sarp Apak
Yürütücü Yapımcı: Başak Emre
Yapım sorumlusu: Ahmet Boyacıoğlu
Yönetmen Yardımcısı: Rezan Yeşilbaş
Görüntü Yönetmeni: Türksoy Gölebeyi
Fragman;






No comments

Merhaba.


Merhabalar,

Daha önce de bir çok blog hesabı açtım kapadım. Bazıları baya popüler oldu bazıları hiç bilinmedi. Sürekli bir şeyleri paylaşmak isteği vardı içimde, çok denedim bununla ilgili. Bazen kendimle konuşuyor gibi yazardım... Bazı yazılarım dinle, siyasetle alakalı oldu. Burada da sanırım daha çok bilim ve siyaset ağırlıklı belki de film, müzik önerilerinin de olabileceği bir günce tutmayı düşünüyorum. Her gün yazı eklemeye çalışacağım ama zor bu. Neden?

Üniversite öğrencisiyim evet, görüldüğü gibi Antropoloji (İnsanbilim) okuyorum. İstanbul'da okuyorum ve özel bir üniversite değil. Zaten o zaman hangi üniversite olduğunu anlarsanız :) Baya uzun yıllar din ve siyasetle ilgilendim, sıkıldım bıraktım, görüşlerimden yoruldum. Yazdıklarımı fazlasıyla sildim, kendime güvenemedim çoğu konu da. Kendime hiçbir zaman bir şey diyemedim çünkü bir şeyi tam bilmeden o şey olmak çok saçma geldi. Neyse bunlar maddesel konular şuan bir arayış içindeyim. Antropolojinin bana öğrettiği yegane iki şey vardır. Empati ve önyargısız olmaya çalışmak. Her görüşe önyargısız ve her olaya empati yaparak yaklaşmaya çalışıyorum. Şuan tam derece de olmasa da belli oranda bunu gerçekleştirebiliyorum. Bu yüzden aldığım kitaplar ile öğrenmeye, gerçekleşen olayları yorumlama ile de bazı şeylere varmaya çalışıyorum. Burada da bunu sık sık göreceksiniz :)

Daha fazla uzatmaya gerek var mı bilmiyorum, bazen burada kişisel şeylere de girsem mi diyorum ama gerek yok galiba. Şimdilik bu kadar yeter :)
No comments