Kader, yönetmenin ikinci filmi Masumiyet’te (1997) tanımış olduğumuz iki karakterin gençlik öyküsünü anlatır. Bekir, Uğur’a aşık olur. Uğur da başı hep belada olan Zagor’a.
Zagor, iki polisin öldürülmesi olayına karışıp tutuklanır. Bu olay, başlangıçta Bekir için bir umut gibi görünse de, bu acımasız aşkın peşinde yıllarca sürecek amansız bir hastalığın başlangıcı olacaktır. Bekir, üçüncü sınıf otel odalarında, esrar alemlerinde, taşra pavyonlarında Uğur’un inatçı bir köpek gibi izini sürecek, üç insan arasında yaşanan bu tuhaf aşk, acıyla, yoksullukla, gözyaşıyla ve kötülükle büyüyecektir.
Festivaller ve Ödüller
- 2007 Uluslararası İstanbul Film Festivali (Türkiye): En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Ufuk Bayraktar), FIPRESCI Ödülü
- 2007 Ankara Uluslararası Film Festivali (Türkiye): En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Vildan Atasever), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Müge Ulusoy)
- 2007 Nürnberg Film Festival (Almanya): En İyi Film
- 2006 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali (Türkiye): En İyi Film, En İyi Genç Yetenek (Ufuk Bayraktar)
Benim film hakkındaki görüşlerim;
Geçişler çok keskin ve alışılmadık. Ama sahneler çok etkileyici ve gerçekçi. Aslında hepimizi isteyeceği ama korkularından ötürü yapamayacağı her şeyi Bekir yapıyor. Garip bir şekil de Uğur ise aşkından Bekir gibi vazgeçmiyor. Aslında burada iki karakter var birebir aynılar ama biri daha çok acı çekiyor orası bir gerçek. Ama ikisi de çok fedakarlık yapıyor. Bence izlenmesi, bir çok insanın içinden fazlaca ders çıkarması gerektiği, aşkın veya sevginin nasıl fedakarlıklar gerektirdiğini gerçekçi bir biçimde anlatan hoş bir film. Filmde ise beğendiğim bir kaç repliği ve kareyi yazmadan edemem...
![]() |
| “bu amına koduğumun dünyasında herkes bir şeye inanır. ben de sana inanıyorum.” |
geçen gece çocuk hastaydı, ilacı bitmiş, almak için dışarı çıktım, sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. birden durup dururken içim cız etti, bi baktım yine aynı karın ağrısı, öyle özlemişim ki seni.. dönerken bi meyhane gördüm, bi içeri girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu. arkasından en az dört cigaralık.. sonra gözümü bi açtım karşıdan karlı dağlar geçiyor, bi daha açtım başımda bi çocuk "kalk abi" diyor, "kars'a geldik".. otobüsten indim yürümeye başladım, dedim "allahım nerdeyim ben, burası neresi".. sonra güç bela burayı buldum, kapının önünde durup düşündüm, dedim "bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bi kere geçersen bi daha geri dönemezsin, iyi düşün" dedim, düşündüm.. düşündüm.. ama olmadı.. dönemedim. sonra "bak oğlum" dedim kendi kendime, "yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok kaderin böyle, yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi...
![]() |
| Zeki Demirkubuz'un en güzel özelliği filmlerinden hoş karelerin ekrana dökülmesi.. |












